<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Bir Site</title>
	<atom:link href="http://www.birsite.org/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.birsite.org</link>
	<description>sanal Dünya'dan Hakk'a açılan pencere</description>
	<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 18:19:39 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Riyazus-Salihin - İhlâs Ve Niyet - Hadis 16-18</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=397</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=397#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 03:10:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ersoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Riyaz Hadisleri]]></category>

		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<category><![CDATA[istiğfar]]></category>

		<category><![CDATA[kıyamet]]></category>

		<category><![CDATA[tövbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=397</guid>
		<description><![CDATA[[16] Ebu Mûsâ Abdullah İbni Kays el-Eş’arî’den (r.a) rivayet edildiğine göre Nebiyi Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu: “Allah Teala gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüzün elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar bu böyle devam edip gider.” (Müslim, Tevbe, 31)
[17] Ebu Hüreyre’den (r.a) [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>[16] <span style="color: #800080;">Ebu Mûsâ Abdullah İbni Kays el-Eş’arî’den (r.a) rivayet edildiğine göre Nebiyi Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu: </span><span style="color: #ff0000;">“Allah Teala gündüz günah işleyenin tövbesini kabul etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin tövbesini kabul etmek için de gündüzün elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya kadar bu böyle devam edip gider.” </span></strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Müslim, Tevbe, 31)</span></span></p>
<p><strong>[17] <span style="color: #800080;">Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: </span><span style="color: #ff0000;">“Güneş batıdan doğmadan önce kim tövbe ederse, Allah onun tövbesini kabul eder.”  </span></strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Müslim, Zikir, 43)</span></span></p>
<p><strong>[18] <span style="color: #800080;">Ebu Abdurrahman Abdullah İbni Ömer İbni’l-Hattâb’dan (r.anhüma) rivayet edildiğine göre Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurdu:  </span><span style="color: #ff0000;">“Bir kul can çekişmeye başlamadığı sürece, Allah Teala onun tövbesini kabul eder.”  </span></strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Tirmizi, Daavât, 98; İbni Mâce, Zühd, 30)</span></span><span id="more-397"></span></p>
<h1><span style="color: #800000;"><strong>Notlar:</strong></span></h1>
<p>1- Yukarıda zikredilen ilk hadis, Müslüman bireylere hitap etmekte; son iki hadis ise tüm insanlığı kapsamaktadır (Allah en iyi bilendir). Fakat tüm hadislerin ortak teması kişinin kendi hatalı yaşamının (Allah’ın istemediği inanç veya amellerinin) farkında olarak zaman geçirmeksizin Rabbi’nden affını istemesinin gerekliliğidir.</p>
<p>2- Her bir insanın ölümünün insanlığın (dünya hayatının) sonu olan kıyamete benzetildiğini düşündüğümüzde her bir insanın yaratılmasının (doğumunun) da bizatihi kulun Allah’ü Teala ile olan ahdine işaret ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<p>3- Kıyametten, diğer büyük belirtilerinden değil de güneşin batıdan (battığı yerden) doğması şeklinde bahsedilerek tüm insanlığın dikkatleri ilahi imtihana çekilmektedir. Zira, güneşin batıdan doğması tüm insanlığın kabul ederek-inanarak gözlemleyeceği bir gerçektir (Allah en iyi bilendir).</p>
<p>4- İnsanın mayasındaki bileşenlere en uygun fıtrat dini olan İslam öfkeli bir Müslüman’a yerini değiştirmesini tavsiye ettiği gibi, günahkar bir kuldan günah psikolojisinden kurtulduğu anda (mekan ve zaman değişiminde) nefsini kontrol altına almasını ve  bağışlanma dileyerek Rabbi’ne yönelmesini tavsiye etmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=397</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>İman ve Kuran</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=392</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=392#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Aug 2009 10:21:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ibrahim Eroglu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mümtaz Kalem]]></category>

		<category><![CDATA[huşu]]></category>

		<category><![CDATA[Kuran]]></category>

		<category><![CDATA[namaz]]></category>

		<category><![CDATA[oruç]]></category>

		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>

		<category><![CDATA[teravih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=392</guid>
		<description><![CDATA[Bismillahirrahmanirrahim…
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun…
Allah’ın kulu ve resulü Hz.Muhammed’e (s.a.v) salat-ü selam olsun…
Günler günleri, aylar ayları kovaladı ve tekrar Ramazan Ayı’na ulaştık, Elhamdülillah! En çok neleri hatırladık, en çok nelere motive olduk Ramazan’a kavuşunca? Teravih namazı mı, oruç mu, fıtır sadakası mı, itikaf mı ya da Kadir Gecesi, yani Kuran-ı Kerim mi?&#8230; Elbette hepsi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim…</p>
<p>Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun…</p>
<p>Allah’ın kulu ve resulü Hz.Muhammed’e (s.a.v) salat-ü selam olsun…</p>
<p>Günler günleri, aylar ayları kovaladı ve tekrar Ramazan Ayı’na ulaştık, Elhamdülillah! En çok neleri hatırladık, en çok nelere motive olduk Ramazan’a kavuşunca? Teravih namazı mı, oruç mu, fıtır sadakası mı, itikaf mı ya da Kadir Gecesi, yani Kuran-ı Kerim mi?&#8230; Elbette hepsi, ama daha çok Allah’ın kitabı. Çünkü, Bakara Suresi’nde Ramazan Ayı Kuran’ın indirildiği ay olarak ayrıca vurgulanmakta ve dikkatlerimiz Allah’ın kitabına çekilmekte. Bu nedenle, Ramazan’da Kuran’a doyulur ve Müslümanlar inançlarını, amaçlarını, hayatlarını… Kuran’a göre tekrar gözden geçirirler. Fakat daha sonra sanki her şey eskiye döner ve sadece Ramazan Ayı’na özgü olmayan Kuran arkadaşlığı bir sonraki Ramazanlara uğurlanır. İşte Ramazanlar böyledir!…<br />
<span id="more-392"></span><br />
Kuran’la hemhal olmak Allah’la konuşmak değil midir? Niçin sadece Ramazan’da Allah’la irtibat kurulur da diğer aylarda Allah unutulur. Yoksa, farkında olmadığımız ve Kuran’a hakkıyla sarılmamıza engel olan sorunlarımız mı var? Öyleyse, kendimize doğru soruyu sormamız gerekir? Kuran’ı niçin ve nasıl okumamız gerektiğine dair ciddi bir soru…</p>
<p>Abdullah İbn-i Ömer (r.a): <strong>“Hayatımın öyle bir anını yaşadım ki, birimize Kuran’dan önce iman verilirdi. Bir sure Muhammed’e (s.a.v) inerdi, sonra biz onun helal ve haramını öğrenirdik. Öğrendiğimiz noktada durmamız gerekmezdi, sizin Kuran’ı öğrendiğiniz gibi. Sonra görüyorum ki, sizden bir adama imandan önce Kuran veriliyor. Fatihatü’l-Kitabı sonuna kadar okuyor ve içindekileri anlamıyor. Neyi emrettiğini ve neyi yasakladığının farkında değil. Durup, Kuran’ı adi hurmaları saçıp dağıttığı gibi saçıp dağıtması kişiye yakışmaz.”</strong> (Taberani, Evsat; Mecmeu’z-Zevaid, 1/161).</p>
<p>Abdullah İbn-i Mesud (r.a) adamın birine şöyle dedi: <strong>“Sen fakihi çok, kurrası az, Kuran’ın ahkamına uyulan fakat hurufatına hakkı verilerek okunmayan, isteyeni az, vereni çok –peygamberimizin emrettiği gibi– namazın uzatılıp, hutbenin kısa tutulduğu bir zamanda yaşıyorsun. Öyle bir zaman gelecek ki, fakihi az fakat kurrası çok olacak. Kuran düzgün okunacak fakat ahkamına riayet edilmeyecek. Dilenen çoğalacak fakat veren azalacak. Hutbeler uzatılacak fakat namaz çabucak kılınacak. Arzular amellere tercih edilecek.”</strong> (İmam-ı Malik, Muvatta).</p>
<p>Evet… Dini Hz. Muhammed’den (s.a.v) öğrenen Sahabe-i Kiramın işaret ettiği gibi belki de bizler Kuran’ın dillerde süslendiği ama boğazlardan aşağı indirilmediği –anlaşılmaya ve hayata aktarılmaya çaba sarf edilmediği–, Kuran tutkunlarının az olduğu halde cahil Kuran tüccarlarının çok olduğu, insan sözünün değer verilerek uzatıldığı fakat Kuran’la yoğrulan namazların –Allah-ü Teala ile buluşmaların– kısa tutulduğu ve arzulara tabi olunduğunda Kuran’ın kültür-sanat malzemesi olarak veya benim ayetim senin ayetini döver gururuyla ilmi kariyerlerin kudretlerinin ortaya konduğu bir savaş alanı olarak veyahut da Buldum! Buldum! heyecanıyla çırılçıplak –nebevi Kuran ilminden mahrum kalınmış bir şekilde– insanların önüne çıkıldığı bir zamanda yaşamaktayız. Her halde Kuran’ın tahtı iman olmadığında –Kuran’a iman ile yaklaşılmadığında– kalplerde olmayan şeyler meydanlarda dolaşmakta, aldatmakta ve aldanmaktayız…</p>
<p>Kuran, herhangi bir kitap değil; Hz.Peygamber (s.a.v) herhangi bir insan değil; Sahabe-i Kiram herhangi bir topluluk değil, Asr-ı Saadet, herhangi bir zaman dilimi değil… Yani, Hz.Peygamber’e (s.a.v) tabi olunarak Kuran’ın okunması, anlaşılması ve yaşanması gerektiği gibi, İslam’la Sahabe-i Kiramın hayatının inşasını da –Allah’ü Teala’nın vahyini göndererek dini ve kulları için murat ettiği akıbeti de– derinlemesine düşünmek gerekir. Bu sayede, Hıra’dan Hz.Aişe’nin (r.anha) odasına uzanan dopdolu bir hayatı özümsemiş ve Kuran’ı Kerim’i okumanın amacı nedir fark etmiş oluruz. Aksi takdirde Ehli kitaba benzemiş oluruz ki büsbütün Allah’ın rahmetinden uzaklaşmış oluruz.</p>
<p>Ebu’d-Derdâ’dan (r.a) rivayet edildiğine göre: Bir gün Rasulullah (s.a.v) ile beraberdik. Derken dehşetle göğe bakakaldı. Sonra “Şu anlar, ilmin insanlardan alınıp götürüldüğü anlardır. Öyle ki, bu hususta insanların elinden hiçbir şey gelmez (Öyle ki, onlar o ilimden hiçbir şey elde edemeyecekler)” buyurdular. Ziyad İbn-i Lebid el-Ensârî araya girip: “Bizler Kurân’ı okuyup dururken ilim bizlerden nasıl kapıp kaçırılır? Bundan sonra Vallahi biz onu hem okuyacağız, hem de çocuklarımıza, kadınlarımıza okutacağız!’ dedi. Rasulullah (s.a.v) da: “Anasız kalasın, ey Ziyad, ben seni Medine’nin en fakihlerinden, derin kavrayışlı alimlerinden sayardım. (Bak) işte Tevrat ve İncil, Yahudi ve Hıristiyanların elinde, onların ne işine yarıyor? (Sanki onunla amel mi ediyorlar?)” buyurdu. Daha sonra Ubade Bin Samit ile karşılaştım. O’na: “ kardeşin Ebu’d-Derdâ’nın ne dediğini duymuyor musun dedim ve söylediği şeyi ona haber verdim. Şöyle mukabele etti: Ebu’d-Derdâ doğru söyledi. İstersen insanlardan ilk kaldırılacak ilmi sana haber veririm: Huşu. Yakında Cuma Mescidi’ne camiye gireceksin de orada huşu sahibi hiç kimse göremeyeceksin.”. (Tirmizi, İlim 5, 2653; Darimi)</p>
<p>Selamünaleyküm…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=392</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Riyazus-Salihin - İhlâs Ve Niyet - Hadis 15</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=388</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=388#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 05:31:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ersoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Riyaz Hadisleri]]></category>

		<category><![CDATA[istiğfar]]></category>

		<category><![CDATA[tövbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=388</guid>
		<description><![CDATA[Rasulullah’ın (s.a.v) hizmetkârı olan Ebu Hamza Enes İbni Mâlik el-Ensârî‘den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.” (Buhari, Daavât, 4; Müslim, Tevbe, 1).
Müslim’in başka bir rivayeti şöyledir: “Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #800080;">Rasulullah’ın (s.a.v) hizmetkârı olan Ebu Hamza Enes İbni Mâlik el-Ensârî‘den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: </span><span style="color: #ff0000;">“Kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu memnuniyet, sizden birinin ıssız çölde kaybettiği devesini bulduğu zamanki sevincinden çok daha fazladır.” </span></strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Buhari, Daavât, 4; Müslim, Tevbe, 1).</span></span></p>
<p><strong><span style="color: #800080;">Müslim’in başka bir rivayeti şöyledir: </span><span style="color: #ff0000;">“Herhangi birinizin tövbe etmesinden dolayı Allah Teâlâ’nın duyduğu hoşnutluk, ıssız çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içeceğiyle birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek:</span></strong></p>
<p><strong>– Allahım! Sen benim kulumsun; ben de senin rabbinim,</strong></p>
<p><strong>diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır.” </strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Müslim, Tevbe, 7; Tirmizi, Kıyâmet, 49; İbni Mace, Zühd, 30).<span id="more-388"></span><br />
</span></span></p>
<h1><span style="color: #800000;"><strong>Notlar:</strong></span></h1>
<p>1- Ele alınan hadiste, hatasız kul olup olmayacağı dahi konu edilmeden insanın Rabbi’ne yakarış ve yöneliş hali etkileyici bir örnekle tasvir edilmektedir. Günahları ve hataları içerisindeki bir kulun hali ölümü iliklerine kadar hisseden bir insana benzetilirken; günahının farkında olan ve günahını bağışlayacak bir Rabbi olduğunu bilip yaratanına el açan bir kulun hali ise hayat bulmuş bir insana benzetilmektedir.</p>
<p>2- Bir kulun hayatına anlam katan şey Allah’la beraber olma bahtiyarlığıdır. Hatalar ve tövbeler de insan hayatından bir kesit olduğu için hadisimizde bizlere tebessüm ettiren cümlenin (Allahım! Sen benim Rabbimsin; ben de senin kulunum) ne kadar da önemli olduğu ortaya çıkmaktadır. Çünkü, bir kulun hayatındaki tüm yönelişler ancak Allah içindir ve tevbeleri ancak Allah kabul eder.</p>
<p>3- Tövbenin derinliği yani, kesinliği ve keskinliği de hadisimizin en can alıcı noktalarından bir tanesidir. Herkes kendisini daha iyi bilir ki (Allah-ü Teala her şeyi en iyi bilendir) hayatımız boyunca dudaklarımızdan ne kadar da çok hayıflanma cümleleri çıkmaktadır. Hakikaten bu duygular hayatımızın akışını değiştirecek cinsten midir?&#8230; Yoksa bir gönül eğlendirme, kendimizi kandırma veya Allah’ı aldatma macerası mıdır?</p>
<p><strong>−Ey iman edenler, Allah’a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki: “Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin.”</strong> (Tahrim Suresi, 8).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=388</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Riyazus-Salihin - İhlâs Ve Niyet - Hadis 13,14</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=379</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=379#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Jul 2009 03:03:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ersoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Riyaz Hadisleri]]></category>

		<category><![CDATA[istiğfar]]></category>

		<category><![CDATA[tövbe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=379</guid>
		<description><![CDATA[(13) Ebu Hureyre (r.a), Rasulullah’ı (s.a.v) şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: “Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler, tövbe ederim.” (Buhari, Daavât 3; Tirmizi, Tefsîru sûre, 47; İbni Mace, Edeb, 57).
(14) Egarr İbni Yesar el-Müzeni’den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allah’a tövbe edip ondan af dileyiniz. Zira ben [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #800080;">(13) Ebu Hureyre (r.a), Rasulullah’ı (s.a.v) şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: </span><span style="color: #ff0000;">“Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler, tövbe ederim.” </span></strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Buhari, Daavât 3; Tirmizi, Tefsîru sûre, 47; İbni Mace, Edeb, 57).</span></span></p>
<p><strong><span style="color: #800080;">(14) Egarr İbni Yesar el-Müzeni’den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: </span><span style="color: #ff0000;">“Ey insanlar! Allah’a tövbe edip ondan af dileyiniz. Zira ben ona günde yüz defa tövbe ederim.” </span></strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Müslim, Zikir, 42; Ebû Dâvûd, Vitir, 26; İbni Mâce, Edeb, 57).<span id="more-379"></span><br />
</span></span></p>
<h1><span style="color: #800000;"><strong>Notlar:</strong></span></h1>
<p>1-	Allah-ü Teala, Riyazüssalihin müellifi büyük alimden razı olsun… İnsanları Hz.Peygamber’le (s.a.v) buluşturduğu kitabında İmam Nevevi (rh.a) niyet bahsinden sonra tövbe/istiğfar bahsine geçiş yapmakla İslam’ı nasıl anlamamız gerektiğini, açıkçası hadislerle nasıl bir İslam inancı ve yaşantısı inşa etmemiz gerektiğini ortaya koymuştur. Kısacası, Müslüman olmakla en büyük sevince kavuşan bir insana geride kalan tüm yanlış hayatından sonra veya kalbini sızlatan bir günahtan sonra arınmak isteyen bir Mümin’e hiçbir aracıya ihtiyaç duymaksızın Allah’ın mağfiret kapısı kıyamete kadar açıktır.</p>
<p>2-	Allah’a inanan-inanmayan herhangi bir insan Allah’a yönelişte veya Allah’tan bağışlanma dilemede günün ya da ömrünün özel bir anını beklememelidir. Bilakis, yaratılışının bilincinde olan her kul gibi hayatını sorgulamalı ve kendisi hangi sosyal, siyasal, ekonomik… statüde olursa olsun Allah’tan bağışlanma dilemelidir. Zira, alemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed (s.a.v) defalarca Allah’tan bağışlanma dilemiş ve tövbe etmiştir.</p>
<p>3-	İstiğfar etmekle insan öncelikle Allah’ü Teala’nın azabından korunmuş olur. Enfal Suresi’nin otuz üçüncü ayeti bu konuyu dile getirmekte, ayrıca Müslümanlara tüm inananlar için de Allah’tan bağışlanma dilemelerini fısıldamaktadır.<br />
<strong>“Sen onların içlerinde bulunduğun müddetçe Allah onları azaba uğratmayacaktır. Onlar bağışlanmalarını dilerken, Allah kendilerine azap etmez”</strong> (Enfal Suresi, 33).</p>
<p>4-	İstiğfar etmekle kazanılan ikinci lütuf ise Allah’ın sayısız/hesapsız nimetidir.<br />
<strong>−	“Bundan böyle” dedim. “Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır.”<br />
−	“(Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın.”<br />
−	“Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin,”</strong> (Nuh Suresi, 10-12)</p>
<p>5-	Kuran’ı Kerim’in iniş sürecine ve Siyer-i Nebi’ye azıcık vakıf olan kişiler bile çok iyi bilmektedirler ki Allah’tan bağışlanmanın Nebevi örnekliğinin zirveye ulaştığı zaman dilimi, her anının vahiyle yoğrulduğu bir hayatın sonunda Nasr Suresi’nin vahyolduğu dönemdir. Elbette, Kuran’ı Kerim’in diğer surelerinin bir Müslüman’a nasıl yaşanılmasını öğütlediği gibi Nasr Suresi de bir Müslüman’a Rabbine nasıl kavuşması gerektiğini nasihat etmektedir.<br />
<strong>−	Allah’ın yardımı ve fetih geldiği zaman,<br />
−	Ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde,<br />
−	Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir</strong> (Nasr Suresi).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=379</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Riyazus-Salihin - İhlâs Ve Niyet - Hadis 12</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=364</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=364#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 May 2009 03:28:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ersoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Riyaz Hadisleri]]></category>

		<category><![CDATA[anne-babaya iyilik]]></category>

		<category><![CDATA[şehvet]]></category>

		<category><![CDATA[dünya malı]]></category>

		<category><![CDATA[kul hakkı]]></category>

		<category><![CDATA[niyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=364</guid>
		<description><![CDATA[Ebu Abdurrahman Abdullah İbn-i Ömer İbn-i Hattab’dan (r.anhüma) rivayet edildiğine göre, Rasulullah’a (s.a.v) şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir:  “Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:
— Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #800080;">Ebu Abdurrahman Abdullah İbn-i Ömer İbn-i Hattab’dan (r.anhüma) rivayet edildiğine göre, Rasulullah’a (s.a.v) şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir: </span><span style="color: #ff0000;"> “Sizden önce yaşayanlardan üç kişi bir yolculuğa çıktılar. Akşam olunca, yatıp uyumak üzere bir mağaraya girdiler. Fakat dağdan kopan bir kaya mağaranın ağzını kapattı. Bunun üzerine birbirlerine:<br />
— <span style="color: #000000;">Yaptığınız iyilikleri anlatarak Allah’a dua etmekten başka sizi bu kayadan hiçbir şey kurtaramaz</span>, dediler.<br />
İçlerinden biri söze başlayarak:<br />
— <span style="color: #000000;">Allahım! Benim çok yaşlı bir annemle babam vardı. Onlar yemeklerini yemeden çoluk çocuğuma ve hizmetçilerime bir şey yedirip içirmezdim. Bir gün hayvanlara yem bulmak üzere evden ayrıldım; onlar uyumadan önce de dönemedim. Eve gelir gelmez hayvanları sağıp sütlerini annemle babama götürdüğümde, baktım ki ikisi de uyumuş. Onları uyandırmak istemediğim gibi, onlardan önce ev halkının ve hizmetkârların bir şey yiyip içmesini de uygun görmedim. Süt kabı elimde şafak atana kadar uyanmalarını bekledim. Çocuklar etrafımda açlıktan sızlanıp duruyorlardı. Nihayet uyanıp sütlerini içtiler.<br />
Rabbim! Şayet ben bunu senin rızânı kazanmak için yapmışsam, şu kaya sıkıntısını başımızdan al!</span> diye yalvardı. Kaya biraz aralandı; fakat çıkılacak gibi değildi.<br />
Bir diğeri söze başladı:<br />
— <span style="color: #000000;">Allahım! Amcamın bir kızı vardı. Onu herkesten çok seviyordum. (Bir başka rivayete göre: Bir erkek bir kadını ne kadar severse, ben de onu o kadar seviyordum). Ona sahip olmak istedim. Fakat o arzu etmedi. Bir yıl kıtlık olmuştu. Amcamın kızı çıkıp geldi. Kendisini bana teslim etmek şartıyla ona 120 altın verdim. Kabul etti. Ona sahip olacağım zaman (bir başka rivâyete göre: Cinsî münasebete başlayacağım zaman) dedi ki: Allah’tan kork! Dinin uygun görmediği bir yolla beni elde etme! En çok sevip arzu ettiğim o olduğu halde kendisinden uzaklaştım, verdiğim altınları da geri almadım.<br />
Allahım! Eğer ben bu işi senin rızânı kazanmak için yapmışsam, başımızdaki sıkıntıyı uzaklaştır</span>, diye yalvardı. Kaya biraz daha açıldı; fakat yine çıkılacak gibi değildi.<br />
Üçüncü adam da:<br />
— <span style="color: #000000;">Allahım! Vaktiyle ben birçok işçi tuttum. Parasını almadan giden biri dışında hepsinin ücretini verdim. Ücretini almadan giden adamın parasını çalıştırdım. Bu paradan büyük bir servet türedi. Bir gün bu adam çıkageldi. Bana: “Ey Allah kulu! Ücretimi ver”, dedi. Ben de ona: “Şu gördüğün develer, sığırlar, koyunlar ve köleler senin ücretinden türedi”, dedim. Adamcağız: “Ey Allah kulu! Benimle alay etme”, deyince, “Seninle alay etmiyorum”, diye cevap verdim. Bunun üzerine o, geride bir tek şey bırakmadan hepsini önüne katıp götürdü.<br />
Rabbim! Eğer bu işi sırf senin rızânı kazanmak için yapmışsam, içinde bulunduğumuz sıkıntıdan bizi kurtar</span>, diye yalvardı. Mağaranın ağzını tıkayan kaya iyice açıldı; onlar da çıkıp gittiler<br />
</span></strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Buhârî, Büyû` 98, İcâre 12, Hars ve’l-müzârea 13, Enbiyâ’ 53, Edeb 5; Müslim, Zikir 100).<span id="more-364"></span><br />
</span></span></p>
<h1><span style="color: #800000;"><strong>Notlar:</strong></span></h1>
<p>1- Riyazüssalihin kitabının niyet bahsiyle ilgili son hadisinde Hz.Peygamber’in (s.a.v) anlattığı üç kişinin mağaradan önceki seyahatleri <span style="text-decoration: underline;"><span style="color: #000000;">dünya hayatına</span></span>; mağarada içinde bulundukları zorlu durum<span style="color: #888888;"> <span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">ölümden sonraki hesaba</span></span></span>; ve mağaradan çıkışları <span style="color: #000000;"><span style="text-decoration: underline;">ahiretteki cennet mükafatına veya cehenneme azabına</span></span> benzemektedir. Bu doğrultuda hadise bakacak olursak şu yargılara varabiliriz: Allah’ın cenneti kıymetlidir; Allah’ın kulundan razı olmasına paha biçilemez; ahirette Allah’ın eşsiz mükafatlarına ulaşmak için dünya hayatında kulun <span style="color: #800000;"><strong><em>sadece Allah adına</em></strong></span> yapılan amellere ve <span style="color: #800000;"><strong><em>sadece Allah yolunda</em></strong></span> geçirilen bir ömre ihtiyacı vardır.</p>
<p>2- Hadisimizde üç önemli imtihan konusundan bahsedilmektedir:</p>
<p><strong>− Ebeveyne iyilik ve aile ile ilgilenme:</strong> İslam dini anne-babaya hürmetten geri kalınmasını da ebeveyne ilahlık yakıştırılmasını da uygun bulmaz. Her insanın üzerinde anne-babasının, eşinin ve çocuklarının ayrı ayrı hakları vardır. Fakat, genel olarak anne-babaya ihsanı değerlendirecek olursak, sanki İslam dini insandan Rabbi’nin üzerindeki nimetini görmesini ve O’na şükretmesini istemes&#8217;ne benzer bir şekilde kendisi için yaptıkları tüm fedakarlıklara karşılık anne-babaya hürmet etmesini de istemektedir.</p>
<p><strong>− İnsanın ruhunu çepeçevre saran şehvet (karşı cinse olan istek):</strong> İslam dini şehveti asla yok saymaz. Bilakis, insanın içindeki ateşi bazen soğutmaya (oruç), çoğu zaman da meşru daireler içerisinde gidermeye (evlilik) davet eder. Fakat, insanın şehvetini gidermesi için haram yollara (zina) veya fıtrata aykırı davranışlara (ruhbanlık) müsaade etmez.</p>
<p><strong>− Dünya malının çekiciliği ve kul hakkı:</strong> Hz.Muhammed (s.a.v) ümmetini bu konuda uyarmaktadır ve ümmetinin imtihanının maldan olacağını söylemektedir. Günümüzde de kulun Rabbi ile olan irtibatının Allah’ın rızasından mal lehine kaydığı ve insanların birbirleriyle olan münasebetlerinde de dünya malının ne kadar belirleyici olduğu görülmektedir. Ancak, kalbinde dünya sevgisi ve nifak olan bir kişinin namazındaki niyeti sadece Allah’a gizli kalmaktayken aynı kişinin dünyaya olan düşkünlüğü ise diğer insanların gözünden kaçmamakta ve insanlar arası münasebetlerinde etkili olmaktadır (cimrilik, menfaatçilik, vb.).</p>
<p>3- Hadisimize konu olan üç insanın imtihanlarıyla ilgili ortak davranışları göstermektedir ki, amelin başından sonuna kadar kişinin davranışları niyetin ortaya çıkmasındaki süreci belirlemede en önemli kuvvettir. Birinci olayda kişinin elindeki sütü çoluk çocuğu ile yemesi için pek çok mazereti bulunmakta ama o bunlara aldırış etmemekte; ikinci olayda ise kişi bahsettiği kızı sevmekte, zorla bir kötülük aklından geçmemekte fakat kendisine göre ayağına gelen fırsatı değerlendirmek istediği bir sırada, şehvetini de sevgisine de Allah için terk etmekte; üçüncü olayda da kişi başından itibaren işi sıkı tutmakta ve işçinin parasını kendi parasına katmamaktadır. Tüm bunlardan anlaşılmaktadır ki, insan için hayatının sonu önemli olduğu kadar hayatının ortası, başı da önemlidir. Çünkü, hadisimizde uzun süre (hayat boyu) devam eden bir niyetten bahsedilmektedir. Aksi takdirde insanın arzularının peşinde koşup da imtihanı kaybetme noktasına geldiğinde niye kazanamadım diye yakarması fayda vermeyecektir.</p>
<p>4- Hadisimize İslam pratiği açısından bir de ilkesel olarak bakacak olursak:</p>
<p><strong>− Birinci olay:</strong> Müslüman, Allah’ın (c.c) ve Rasulullah’ın (s.a.v) belirlediği güzel bir ameli her türlü zorluğa karşı gücünün yettiği sürece devam ettirmeli,</p>
<p><strong> - İkinci olay:</strong> Bir Müslümanın gözünü şehvet bürürse hatasını ve kulluk hedefinden saptığını fark ettiği an hiçbir pazarlık yapmadan ve geciktirmeden tevbe etmeli,</p>
<p><strong>- Üçüncü olay:</strong> Her bir insan bilmeli ki hayat sermayesinde (zaman, sağlık, vb.) ve kazandıklarında (ilim, mal, vb.) başkalarının da hakları vardır. Bu haklar İslam dini tarafında belirlenmektedir ve nihayetinde en üstün ve en büyük hak sahibi Allah’tır. Kul bu bilinçle cömert olmayı bilmeli ve her hak sahibine hakkını vermelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=364</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rahmet İzleri, Namaz (4/4)</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=362</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=362#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2009 03:39:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Rahmet İzleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=362</guid>
		<description><![CDATA[31. Abdurrahman b. Şibl el-Ensari (r)’den rivayet edildiğine göre:
Rasûlullah (s) (secdede kolları) yırtıcı hayvanların (kollarını yaymaları
gibi yere) yaymaktan, karganın gagalaması (gibi çabuk rükû ve secde
yapmaktan) ve kişinin (camideki bir yeri), devenin (bir yere alışıp devamlı orayı kendine çökme) yeri edinmesi gibi, kendine yer edinmekten men etti.
Dârimî, Namaz, 75.
32. Enes b. Mâlik (r)’ten rivayet edildiğine göre [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>31. <em><strong>Abdurrahman b. Şibl el-Ensari (r)’den rivayet edildiğine göre:</strong></em><br />
Rasûlullah (s) (secdede kolları) yırtıcı hayvanların (kollarını yaymaları<br />
gibi yere) yaymaktan, karganın gagalaması (gibi çabuk rükû ve secde<br />
yapmaktan) ve kişinin (camideki bir yeri), devenin (bir yere alışıp devamlı orayı kendine çökme) yeri edinmesi gibi, kendine yer edinmekten men etti.</p>
<blockquote><p>Dârimî, Namaz, 75.</p></blockquote>
<p>32. <em><strong>Enes b. Mâlik (r)’ten rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Şu şekil namaz, münafığın namazıdır: Oturur, güneşi gözetir. Güneş,<br />
şeytanın iki boynuzu arasında bulunduğu zaman/batmaya başladığı zaman kalkar da kuşun yemi gagalaması gibi dört rekât namaz kılar. O<br />
namazda da Allah’ı pek az anar.”</p>
<blockquote><p>Müslim, Mesâcid, 195.</p></blockquote>
<p>33. <em><strong>Ebû Hureyre (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Cehennem ateşi (Mü’min olan) âdemoğlunun secde yeri (yani organları) dışında kalan bedenini yer/yakar. Allah, cehennem ateşine secde eserini yemeyi/yakmayı yasakladı.”</p>
<blockquote><p>İbn Mâce, Zühd, 38 (4326).</p></blockquote>
<p>34. <em><strong>Ubey b. Ka’b (r)’dan rivayet edildiğine göre:</strong></em><br />
Rasûlullah (s) bir gün sabah namazını kıldırmış, sonra da yüzünü bize<br />
çevirip, bir grup münafık hakkında şöyle buyurmuştu:<br />
“Falan gelmiş mi?”<br />
‘Hayır (gelmemiş)’ demişlerdi. O zaman Hz. Peygamber (s) şöyle<br />
buyurmuştu:<br />
“Şüphe yok ki yatsı namazı ile sabah namazı münafıklara en zor gelen<br />
namazlardır. Hâlbuki onlar, o ikisindeki (fazilet ve sevabı) bilseler,<br />
emekleyerek de olsa onlara gelirlerdi.”</p>
<blockquote><p>Buhârî, Mevâkît, 20; Ezân 34; Müslim, Mesâcid, 252.</p></blockquote>
<p>35. <em><strong>Câbir b. Abdullah (r)’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:<br />
</strong></em> “Benden önceki peygamberlerden hiçbirine verilmeyen beş şey bana<br />
verilmiştir:<br />
1. Bana bir ay(da gidilebilecek bir) mesafeye kadar korku salmakla<br />
yardım edilmiştir.<br />
2. Yeryüzü benim için mescid ve temizlik sebebi kılınmıştır. Bundan<br />
dolayı, ümmetimden kendisine namaz vakti erişen herkes namazını (bulunduğu<br />
yerde) kılsın!<br />
3. Ganimetler bana helal kılındı.<br />
4. Peygamberler özellikle, kendi kavimlerine gönderildiği halde, ben<br />
bütün insanlara gönderildim.<br />
5. Bana şefaat (yetkisi) verildi.”</p>
<blockquote><p>Buhârî, Salât, 56.</p></blockquote>
<p>36. <em><strong>Huzeyfe (r)’den rivayet edildiğine göre:</strong></em><br />
Allah Rasûlü’nün başına üzücü bir durum geldiği zaman namaz kılardı.</p>
<blockquote><p>Nesâî, Mevâkît, 46.</p></blockquote>
<p>37. <em><strong>Abdullah b. Amr (r)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Kim namaza devam ederse namaz onun için kıyamet gününde bir<br />
nur, burhan (imanın delili) ve kurtuluş vesilesi olur. Kim de devam etmezse, onun için nur, burhan ve kurtuluş olmaz. Üstelik O, kıyamet<br />
gününde, Firavun, Hâmân ve Übey b. Halef ile beraber olur.”</p>
<blockquote><p>Müsned, II, 169.</p></blockquote>
<p>38. <em><strong>Âişe bt. Ebûbekir (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Yemek hazırken veya tuvalete gitme ihtiyacı varken namaz kılınmaz.”</p>
<blockquote><p>Müslim, Mesâcid, 67; Ebû Dâvûd, Tahâret, 43 (89).</p></blockquote>
<p>39. <em><strong>Ebû Hureyre (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Kim sabah namazını kılarsa artık Allah’ın zimmetinde (garantisinde)<br />
olur. Allah kendi zimmetinde olan kişiyi mutlaka korur.”</p>
<blockquote><p>Tirmizî, Fiten, 6 (2164).</p></blockquote>
<p>40. <em><strong>Sebra b. Ma’bed el-Cüheni (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Çocuğa yedi yaşında namazı öğretiniz. On yaşında (eğer kılmazsa)<br />
onu dövünüz.”</p>
<blockquote><p>Tirmizî, Salât, 299 (407).</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=362</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rahmet İzleri, Namaz (3/4)</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=357</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=357#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2009 04:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Rahmet İzleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=357</guid>
		<description><![CDATA[21. Ebû Hureyre (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:
“Bana söyler misiniz, birinizin kapısının önünde, (içinde) her gün beş
defa yıkandığı bir nehir bulunsa, ne dersiniz, bu nehir onun kirinden bir
şey bırakır mı?”
Sahâbiler: ‘Onun kirinden bir şey bırakmaz’ dediler. O zaman Peygamber
(s) şöyle buyurdu:
“İşte beş vakit namazın durumu da bunun gibidir. Allah onlarla günahları
siler, yok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>21. <em><strong>Ebû Hureyre (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Bana söyler misiniz, birinizin kapısının önünde, (içinde) her gün beş<br />
defa yıkandığı bir nehir bulunsa, ne dersiniz, bu nehir onun kirinden bir<br />
şey bırakır mı?”<br />
Sahâbiler: ‘Onun kirinden bir şey bırakmaz’ dediler. O zaman Peygamber<br />
(s) şöyle buyurdu:<br />
“İşte beş vakit namazın durumu da bunun gibidir. Allah onlarla günahları<br />
siler, yok eder.”</p>
<blockquote><p>Buhârî, Mevâkît, 6.</p></blockquote>
<p>22. <em><strong>Ebûbekir (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Günah işleyen bir kul güzelce abdest alır; iki rekât namaz kılar ve<br />
Allah’tan bağışlanma dilerse Allah onu affeder.”</p>
<blockquote><p>İbn Mâce, İkamet,193.</p></blockquote>
<p>23. <em><strong>Muâz b. Cebel (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“İşin başı İslâm, direği namaz, zirvesi de cihâddır.”</p>
<blockquote><p>Tirmizî, İman, 8.</p></blockquote>
<p>24. <em><strong>Ebû Fâtıma (r)’dan rivayet edildiğine göre:</strong></em><br />
Ben Hz. Peygamber (s)’e: ‘Yâ Rasûlallah (s)! Üzerinde dosdoğru durup<br />
işleyeceğim bir ameli bana haber ver’ dedim, buyurdu ki:<br />
“Secdeye sarıl! Şüphesiz; sen Allahu Teâlâ’ya bir secde ettiğinde, Allah<br />
onunla seni bir derece yükseltir ve senden bir günahı o secde sebebiyle<br />
siler.”</p>
<blockquote><p>İbn Mâce, İkâmet, 201 (1422).</p></blockquote>
<p>25. <em><strong>Râbia b. Ka’b el-Eslemi (r)’den rivayet edildiğine göre:</strong></em><br />
Gece Peygamber (s) ile kalırdım, onun abdest suyunu getirir, ihtiyaçlarını<br />
görürdüm. Bana:<br />
“İste (ne istersen)” dedi.<br />
Ben de, ‘Cennette seninle beraber olmayı isterim’ dedim.<br />
“Bundan başka ne istersin?” dedi.<br />
‘Sadece bunu isterim’ deyince,<br />
“Öyleyse çok namaz kılmakla bana yardımcı ol” buyurdu.</p>
<blockquote><p>Müslim, Salât, 226.</p></blockquote>
<p>26. <em><strong>Osman b. Affan (r)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Bir Müslüman farz bir namazın vakti gelince onun abdestini, huşuunu<br />
ve rükûunu eksiksiz yerine getirirse; büyük günahlar işlememişse, o<br />
namaz kendinden önce işlenmiş tüm günahlara keffâret olur. Bu her<br />
zaman böyledir.”</p>
<blockquote><p>Müslim, Tahâret, 7.</p></blockquote>
<p>27. <em><strong>Abdullah b. Ömer (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“İkindi namazını kaçıran kimse, ailesini ve malını kaybeden kimse<br />
gibidir.”</p>
<blockquote><p>Buhârî, Mevakıt,14.</p></blockquote>
<p>28. <em><strong>Büreyde (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Bizimle onlar/kâfirler ve münafıklar arasındaki fark namazdır. Kim<br />
namazı terk ederse kâfir olur.”</p>
<blockquote><p>Nesâî, Salât, 8.</p></blockquote>
<p>29. <em><strong>Ebu’d-Derdâ (r)’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Paramparça edilsen ve yakılsan bile Allah’a hiçbir şeyi ortak koşma<br />
ve hiçbir farz namazı bile bile terk etme. Çünkü kim bir farz namazı<br />
kasıtlı olarak terk ederse zimmet/Allah’ın koruması kendisinden uzaklaşmış<br />
olur. İçki de içme! Çünkü içki, her kötülüğün anahtarıdır.”</p>
<blockquote><p>İbn Mâce, Fiten, 23 (4034).</p></blockquote>
<p>30. <strong><em>Ebû Katade (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</em></strong><br />
“En kötü hırsız, namazından çalan kimsedir.”<br />
Sahabiler: ‘Yâ Rasûlallah (s)! Namazdan nasıl çalınır?’ dediler. Şöyle<br />
buyurdu:<br />
“O rükûunu ve secdesini tam olarak yapmaz.”</p>
<blockquote><p>Dârimî, Salât, 78 (1334).</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=357</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Namaz</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=348</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=348#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 03:43:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ibrahim Eroglu</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Mümtaz Kalem]]></category>

		<category><![CDATA[namaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=348</guid>
		<description><![CDATA[Bismillahirrahmanirrahim…
Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun…
Allah’ın kulu ve resulü Hz.Muhammed’e (s.a.v) salat-ü selam olsun…
İslam dini, Allah ile kul (insan) arasında hiçbir şefaatçinin varlığını –Allah-ü Teala dilemeksizin– kabul etmemekte ve insanlardan pratik bir ahlaki yaşam istemektedir. İslam dininin üzerine kurulduğu esaslardan biri olan namaz ibadeti bu gayeleri sağlamada muhteşemdir. Yani, yaratılış gayesi Allah’a kulluk olan insanoğlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bismillahirrahmanirrahim…</p>
<p>Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun…</p>
<p>Allah’ın kulu ve resulü Hz.Muhammed’e (s.a.v) salat-ü selam olsun…</p>
<p>İslam dini, Allah ile kul (insan) arasında hiçbir şefaatçinin varlığını –Allah-ü Teala dilemeksizin– kabul etmemekte ve insanlardan pratik bir ahlaki yaşam istemektedir. İslam dininin üzerine kurulduğu esaslardan biri olan namaz ibadeti bu gayeleri sağlamada muhteşemdir. Yani, yaratılış gayesi Allah’a kulluk olan insanoğlu hiçbir aracı olmadan Yaratıcısı ile namazlarında buluşmaktadır.</p>
<p>Namaz, Sahabe-i Kiram’ın Hz.Peygamber’den (s.a.v) öğrendiği ilk ameli kulluk vazifelerinin başında gelmektedir. Allah-ü Teala kullarına nimetini tamamladıktan sonra –Asr-ı Saadet Medine döneminin son günlerinden itibaren– Müslümanlar İslam’ın tümüne (vahyin tüm öğretisi ve pratikleri) kıyamete kadar kavuşmuşken, İslam’ın Mekke döneminde İslam Dini’ni tebliğden, namazdan ve bazı ahlaki prensiplerden başka Müslümanların dinlerinin timsali amelleri mevcut değildir. Yani, Mekke Dönemi’nde Allah’a inanmanın adı, Allah’a kulluğun olmazsa olmazı ve iman ile küfür/şirk arasındaki en büyük engel/perde namazdır.<span id="more-348"></span></p>
<p><strong>−                    İstekte bulunan biri, (muhakkak) gerçekleşecek olan bir azabı istedi.</strong></p>
<p><strong>−                    Kafirler için olan bu (azabı) geri çevirecek yoktur.</strong></p>
<p><strong>−                    (Bu azap) Yüce makamlar sahibi olan Allah’tandır.</strong></p>
<p><strong>−                    Melekler ve Ruh (Cebrail), ona, süresi elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir.</strong></p>
<p><strong>−                    Şu halde, güzel bir sabır (göstererek) sabret.</strong></p>
<p><strong>−                    Çünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar.</strong></p>
<p><strong>−                    Biz ise, onu pek yakın görüyoruz.</strong></p>
<p><strong>−                    Gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün;</strong></p>
<p><strong>−                    Dağlar da (etrafa uçuşmuş) rengarenk yün gibi olacak.</strong></p>
<p><strong>−                    (Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu sormaz.</strong></p>
<p><strong>−                    Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek ister;</strong></p>
<p><strong>−                    Kendi eşini ve kardeşini,</strong></p>
<p><strong>−                    Ve onu barındıran aşiretini de;</strong></p>
<p><strong>−                    Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa.</strong></p>
<p><strong>−                    Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta olan ateştir:</strong></p>
<p><strong>−                    Başın derisini kavurup-soyar.</strong></p>
<p><strong>−                    Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.</strong></p>
<p><strong>−                    (Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde (üst üste) yığmakta olanı.</strong></p>
<p><strong>−                    Gerçekten, insan, ‘bencil ve haris’ olarak yaratıldı.</strong></p>
<p><strong>−                    Kendisine bir şer (kötülük) dokunduğu zaman feryadı basar.</strong></p>
<p><strong>−                    Ona bir hayır dokunduğunda engelleyici olur (veya cimrilik eder).</strong></p>
<p><strong>−                    Ancak namaz kılanlar hariç;</strong></p>
<p><strong>−                    Ki onlar, namazlarında süreklidirler.</strong></p>
<p><strong>−                    Ve onların mallarında belirli bir hak vardır:</strong></p>
<p><strong>−                    Yoksul ve yoksun olan(lar)için.</strong></p>
<p><strong>−                    Onlar, din gününü tasdik etmektedirler.</strong></p>
<p><strong>−                    Rablerinin azabına karşı (daimi) bir korku duymaktadırlar.</strong></p>
<p><strong>−                    Şüphesiz Rablerinin azabından emin olunamaz.</strong></p>
<p><strong>−                    Ve onlar, ırzlarını (ferç) korurlar;</strong></p>
<p><strong>−                    Ancak kendi eşleri ya da sağ ellerinin malik olduğu başka; çünkü onlar (bunlardan dolayı) kınanmazlar.</strong></p>
<p><strong>−                    Fakat bunun ötesini arayanlar, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.</strong></p>
<p><strong>−                    (Bir de) Onlar, kendilerine verilen emanete ve verdikleri ahde (harfiyen) riayet edenlerdir.</strong></p>
<p><strong>−                    Şahitliklerinde dosdoğru davrananlardır.</strong></p>
<p><strong>−                    Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.</strong></p>
<p><strong>−                    İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.</strong></p>
<p><strong>−                    Şimdi inkar edenlere ne oluyor ki, boyunlarını sana uzatıp koşuyorlar.</strong></p>
<p><strong>−                    Sağ yandan ve sol yandan bölükler halinde.</strong></p>
<p><strong>−                    Onlardan her biri, nimetlerle donatılmış cennete gireceğini mi umuyor (tamah ediyor)?</strong></p>
<p><strong>−                    Hayır; doğrusu Biz onları bildikleri şeyden yarattık.</strong></p>
<p><strong>−                    Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim; Biz gerçekten güç yetireniz;</strong></p>
<p><strong>−                    Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarına getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez.</strong></p>
<p><strong>−                    Şu halde sen, kendilerine vadedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar.</strong></p>
<p><strong>−                    Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili birşeye yönelmiş gibidirler.</strong></p>
<p><strong>−                    Gözleri ‘korkudan ve dehşetten düşük’ yüzlerini de bir zillet kaplamış; işte bu, kendilerine vadedilmekte olan (kıyamet ve azap) günüdür</strong> (Mearic Suresi).</p>
<p>Asr-ı Saadet’te Müslümanları şirkin kirinden temizleyen namaz, diğer insanlar kendilerini (inananları) inançlarından dolayı terk ettiği zaman da Allah’a inananlara imanın lezzetini yaşatmıştır. Bu durum ise açıkça ortaya koymaktadır ki; ister şirkten uzaklaşmak olsun ister imana sarılmak, her ikisi de namazla başlamakta ve namazla bitmektedir. Yani, namaz Allah’a kulluğun temelidir. Buna mukabil, namazın terk edilmesi veya insanların namazdan beklentilerinin kalmaması (namaz bilincinin yitirilmesi ve namazın fonksiyonelliğini kaybetmesi) ise toplumlar için birer felaket olmuştur. Zira, toplumlar Allah’a isyana namazı terk etmekle başlamışlardır.</p>
<p><strong>−                    Müminler gerçekten felah bulmuştur;</strong></p>
<p><strong>−                    Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır;</strong></p>
<p><strong>−                    Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir;</strong></p>
<p><strong>−                    Onlar, zekata ilişkin (söz ve görevlerini mutlaka) yerine getirenlerdir;</strong></p>
<p><strong>−                    Ve onlar ırzlarını koruyanlardır;</strong></p>
<p><strong>−                    Ancak eşleri ya da sağ ellerinin sahip olduklarına karşı (tutumları) hariç; bu konuda kınanmış değillerdir.</strong></p>
<p><strong>−                    Fakat kim bundan ötesini ararsa, artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.</strong></p>
<p><strong>−                    (Yine) Onlar, emanetlerine ve ahitlerine riayet edenlerdir.</strong></p>
<p><strong>−                    Onlar, namazlarını da (titizlikle) koruyanlardır.</strong></p>
<p><strong>−                    İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.</strong></p>
<p><strong>−                    Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır</strong> (Müminun Suresi, 1-11).</p>
<p>Şirkten kurtulmuş ve imana sarılmış bir Mümin hayatının tamamını da namazla imar etmeye gayret etmektedir. Namazla birlikte Müslüman için hayattaki taşlar yerlerine oturmaya başlamakta, kul Rabbi ile buluşmakta ve hayatında anlamsız görünen şeyler anlam kazanmaktadır.</p>
<p>Iyad’ın Şifa’sındaki bir rivayete göre, bir gün Ali (r.a) Hz.Peygamber’e (s.a.v) genel tutumu konusunda soru sordu, bunun üzerine şu cevabı verdi:</p>
<p><strong>−                    Bilgi (veya anlayış) sermayemdir,</strong></p>
<p><strong>−                    Akıl (veya zeka) dinimin temelidir,</strong></p>
<p><strong>−                    Sevgi dayanağımdır,</strong></p>
<p><strong>−                    Arzu bineğimdir,</strong></p>
<p><strong>−                    Allah’ı hatırlamak yoldaşımdır,</strong></p>
<p><strong>−                    Güven hazinemdir, kaygı arkadaşımdır,</strong></p>
<p><strong>−                    İlim silahımdır,</strong></p>
<p><strong>−                    Sabır hırkamdır,</strong></p>
<p><strong>−                    Memnunluk ganimetimdir,</strong></p>
<p><strong>−                    Tevazu (veya alçakgönüllülük) övüncümdür,</strong></p>
<p><strong>−                    Zevklere sırt çevirme mesleğimdir,</strong></p>
<p><strong>−                    Doğruluk aracımdır,</strong></p>
<p><strong>−                    İtaat iftiharımdır,</strong></p>
<p><strong>−                    Mücadele alışkanlığımdır ve</strong></p>
<p><strong>−                    Gözümün aydınlığı (veya benim en çok hoşuma giden şey) ise namazdır </strong>(İslam Peygamberi, Muhammed Hamidullah).</p>
<p>Allah’a inanan –inanmayan her insan için dünya hayatı bir meşakkat evidir, Hz.Peygamber (s.a.v) de bu hanenin en güzel misafiri. O’nun (s.a.v) hayatı her insanın gözleri önündedir ve herkes şahittir ki Hz.Peygamber (s.a.v) hayatı boyunca Allah’ın dinini insanlara ulaştırmak için emsali görülmemiş bir gayret göstermiştir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed (s.a.v) ise hayatındaki namazı bize şu şekilde öğütlemiştir:</p>
<p>Ashap’tan Huzâ’alı birinin rivâyet ettiğine göre, bir gün: “Keşke (yatsı) namazımı kılıp da istirahat etseydim” diye temennide bulunmuştu. Kendisini bu sözü sebebiyle ayıpladılar. Onlara şu cevabı verdi: “Ben Rasulullah’ın (s.a.v) şöyle söylediğini işittim: <strong>“Ey Bilal, ikamet oku da bizi rahatlat!”</strong> (Kutub-i Sitte, 3079).</p>
<p>Selamünaleyküm…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=348</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Rahmet İzleri, Namaz (2/4)</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=346</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=346#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 03:21:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Rahmet İzleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=346</guid>
		<description><![CDATA[11. Ebû Hureyre (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:
“Gece melekleri ile gündüz melekleri, nöbetleşe sizinle beraber olur.
Bunlar sabah ve ikindi namazında buluşurlar. Sonra, geceleyin sizi gözleyen melekler yukarıya yükselirler. Sizi onlardan daha iyi bilen (Allah)
sorar:
‘Kullarımı nasıl bıraktınız?’ Cevap verirler:
‘Onları namaz kılarken bıraktık. Vardığımızda, yine namaz kılıyorlardı.’”
Buhârî, Salât, 16; Müslim, Mesâcid, 210.
12. Abdullah b. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>11. <em><strong>Ebû Hureyre (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Gece melekleri ile gündüz melekleri, nöbetleşe sizinle beraber olur.<br />
Bunlar sabah ve ikindi namazında buluşurlar. Sonra, geceleyin sizi gözleyen melekler yukarıya yükselirler. Sizi onlardan daha iyi bilen (Allah)<br />
sorar:<br />
‘Kullarımı nasıl bıraktınız?’ Cevap verirler:<br />
‘Onları namaz kılarken bıraktık. Vardığımızda, yine namaz kılıyorlardı.’”</p>
<blockquote><p>Buhârî, Salât, 16; Müslim, Mesâcid, 210.</p></blockquote>
<p>12. <em><strong>Abdullah b. Mes’ûd (r)’dan rivayet edildiğine göre:</strong></em><br />
Allah Rasûlü (s)’ne: ‘Allah’ın en çok sevdiği amel hangisidir?’ diye<br />
sordum. Şöyle buyurdu:<br />
“Vaktinde kılınan namaz.”<br />
‘Sonra hangisi?’<br />
“Ana-babaya iyilik yapmak.”<br />
‘Sonra hangisi?’<br />
“Allah yolunda cihad etmek” buyurdu.</p>
<blockquote><p>Buhârî, Mevâkît, 5.</p></blockquote>
<p>13. <strong><em>Abdullah b. Ömer (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</em></strong><br />
“Namazı ilk vaktinde kılmak, Allah’ın rızasına; son vaktinde kılmak ise<br />
Allah’ın affına vesile olur.”</p>
<blockquote><p>Tirmizî, Salât, 127 (172).</p></blockquote>
<p>14. <em><strong>Ali b. Ebû Talib (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</strong></em><br />
“Ey Ali! Sakın şu üç şeyi geciktirme: Vakti gelince namazı, (defne hazırlanınca) cenazeyi, dengi bulunan bekâr kızı evlendirmeyi.”</p>
<blockquote><p>Tirmizî, Salât, 127 (171).</p></blockquote>
<p>15. <strong><em>Enes b. Mâlik (r)’ten rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</em></strong><br />
“Her kim bir namazı unutursa, onu hatırladığında kılsın. O namazın<br />
bundan başka keffâreti yoktur.”</p>
<blockquote><p>Buhârî, Mevâkît, 37.</p></blockquote>
<p>16. <strong><em>Osman b. Ebu’l-As (r)’tan rivayet edildiğine göre:</em></strong><br />
Sakîf kabilesinden bir heyet Rasûlullah (s)’a geldiklerinde kalbleri daha<br />
iyi yumuşasın ve etkili olsun diye onları mescidde ağırladı. Savaşa<br />
çağrılmamayı, zekât vermemeyi ve namaz kılmamayı şart koştular. Bunun<br />
üzerine Rasûlullah (s):<br />
“(Belli bir süre) Cihad için çağrılmasın, zekât da alınmasın; fakat içinde<br />
namaz bulunmayan bir dinde hayır yoktur.” buyurdu.</p>
<blockquote><p>Ebû Dâvûd, Harac, 26 (3026).</p></blockquote>
<p>17. <strong><em>Câbir b. Abdullah (r)’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</em></strong><br />
“Ne yemek ne de başka bir şey için namazı sakın geciktirmeyin.”</p>
<blockquote><p>Ebû Davud, Et’ıme, 10 (3758).</p></blockquote>
<p>18. <strong><em>Ebû Hureyre (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</em></strong><br />
“Bir kulun Rabbine en yakın olduğu (an) secde durumudur. Öyleyse<br />
secdede çok dua yapınız.”</p>
<blockquote><p>Müslim, Salât, 215.</p></blockquote>
<p>19. <strong><em>Ammâr b. Yâsir (r)’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s) şöyle buyurdu:</em></strong><br />
“Bir kişi namazını kılınca kendisine namazdaki dikkatine göre namazın<br />
onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri,<br />
dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır.”</p>
<blockquote><p>Ebû Dâvûd, Salât, 128 (796).</p></blockquote>
<p>20. <strong><em>Enes b. Mâlik (r)’ten rivayet edildiğine göre:</em></strong><br />
İsra (Mîrâc) gecesi Peygamber (s)’e elli vakit namaz farz kılındı. Sonra<br />
elli vakit beş (vakte) kadar indirildi. Sonra kendisine şöyle hitap edildi:<br />
‘Ey Muhammed! Benim katımda söz asla değişmez. Bu beş vakit namaz<br />
karşılığında elli vaktin ecri verilir.’</p>
<blockquote><p>Tirmizî, Salât, 159 (213).</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=346</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Riyazus-Salihin - İhlâs Ve Niyet - Hadis 11</title>
		<link>http://www.birsite.org/?p=352</link>
		<comments>http://www.birsite.org/?p=352#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Apr 2009 02:53:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Muhammed Ersoy</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Riyaz Hadisleri]]></category>

		<category><![CDATA[amel]]></category>

		<category><![CDATA[ilahi adalet]]></category>

		<category><![CDATA[iyilik-kötülük]]></category>

		<category><![CDATA[niyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.birsite.org/?p=352</guid>
		<description><![CDATA[Ebü’l-Abbas Abdullah İbn-i Abbas İbn-i Abdülmuttalib’den (r.anhüma) nakledildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v) Allah Teala’dan (c.c) rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurdu: “Allah Teala iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenab-ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #800080;">Ebü’l-Abbas Abdullah İbn-i Abbas İbn-i Abdülmuttalib’den (r.anhüma) nakledildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v) Allah Teala’dan (c.c) rivayet ettiği bir hadiste şöyle buyurdu:</span><span style="color: #ff0000;"> “Allah Teala iyilik ve kötülükleri takdir edip yazdıktan sonra bunların iyi ve kötü oluşunu şöyle açıkladı: Kim bir iyilik yapmak ister de yapamazsa, Cenab-ı Hak bunu yapılmış mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet bir kimse iyilik yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenab-ı Hak o iyiliği on mislinden başlayıp yedi yüz misliyle, hatta kat kat fazlasıyla yazar. Kim bir kötülük yapmak ister de vazgeçerse, Cenab-ı Hak bunu mükemmel bir iyilik olarak kaydeder. Şayet insan bir kötülük yapmak ister sonra da onu yaparsa, Cenab-ı Hak o fenalığı sadece bir günah olarak yazar.” </span></strong><span style="color: #800080;"><span style="font-weight:normal;">(Buhari, Rikâk, 31; Müslim, Îmân 207, 259; Buhari, Tevhîd, 35; Tirmizî, Tefsîru sûre (6), 10).<span id="more-352"></span><br />
</span></span></p>
<h1><span style="color: #800000;"><strong>Notlar:</strong></span></h1>
<p>1-      Allah’ü Teala varlıkları yarattıktan sonra iyiliğin (kazancın) ve kötülüğün (kaybın) de neler olduğunu takdir etmiş ve bunları kitapları–peygamberleri vasıtasıyla açıklamıştır. Her kim iyiliklere arzu duyar, araştırır, öğrenir ve yaşarsa; kötülüklerden de korkar ve uzak durursa o kendi lehinedir.</p>
<p><strong>−                   Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.</strong></p>
<p><strong>−                   Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye güç yetirendir.</strong></p>
<p><strong>−                   O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, her şeyi bilendir.</strong></p>
<p><strong>−                   Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.</strong></p>
<p><strong>−                   Göklerin ve yerin mülkü O&#8217;nundur. (Sonunda bütün) işler Allah’a döndürülür.</strong></p>
<p><strong>−                   Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü de geceye bağlayıp-katar. O, göğüslerin özünde (saklı) olanı bilendir.</strong> (Hadid Suresi, 1-6).</p>
<p>2-                Allah’a inanan bir kul iyi bir amele niyet ettiyse gücünün yettiği kadar onu yapmaya çalışmalıdır.</p>
<p>3-                Salih bir amelin Allah’ü Teala katında mükafatını artıran şey, o amelin yapılabilirlik durumu, yani kulun gösterdiği fedakarlıktır. Örneğin, insanların kendi nefislerinin arzularına daldığı, hayatını kendinin veya başkalarının mantığına göre düzenlemeye çalıştığı, dini birilerine bıraktığı (ahireti garantilediğini ümit edip dünyaya sarıldığı) bir zamanda, kişinin Allah’ü Teala’nın kitabına ve Hz.Peygamber’in (s.a.v) sünnetine sarılması, Hz.Peygamber’in (s.a.v) getirdiği dinin helalini helal haramını haram bilmesi (hayatını İslami sınırlarla çevirmesi, hayatına İslami değerler katması) ve yaşantısını Müslümanca sürdürmesi gibi.</p>
<p><strong>“Artık hiçbir nefis, yaptıklarına karşılık olmak üzere kendileri için gözler aydınlığı olarak nelerin (sayısız nimetlerin) saklandığını bilmez”</strong> (Secde Suresi, 17).</p>
<p><strong>“İyi kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir kimsenin de hatırından geçiremediği nimetler hazırladım”</strong> (Buhârî, Tevhîd, 35).</p>
<p>4-                Ayrıca, Allah rızası için yapılan her bir eylem herhangi bir kötülükten uzaklaşılması bağlamında her zaman övgüye layıktır. Örneğin, kişinin zinayı terk edip evlenmesi gibi.</p>
<p>5-                İnsanın kalbinden bir kötülük geçebilir, fakat niyetini eyleme dönüştürmedikçe hiçbir kimse niyetinden dolaya hesaba çekilemez.</p>
<p><strong>“Kim bir hayır işlemek ister de onu yapamazsa, kendisine bir sevap yazılır. Yaparsa on sevap yazılır. Kim de bir kötülük yapmak ister de yapmazsa, ona hiçbir şey yazılmaz. Yaparsa bir tek günah yazılır”</strong> (Müslim, Îmân, 259).</p>
<p>6-                Hz.Peygamber’in (s.a.v) meşhur “Ameller niyetlere göredir…” hadisiyle birlikte konumuz olan hadis ele alındığında görülür ki, İslam nazarında bir amele ve öncesinde niyete değer katan, onu anlamlı kılan ve kulun kurtuluşuna vesile kılan şey yapılan eylemin sadece Allah için olmasıdır. Bu noktada kulun samimiyeti (niyeti) ve amelinin şahaneliği ne kadar artarsa, Allah katındaki karşılığı da o kadar yüce olmaktadır.</p>
<p>Hadisimize içtenlikle yaklaşıldığında görülecek ve anlaşılacaktır ki İslam dini, müslüman bireylerin kalplerinde filizlenen salih-iyi niyetlerin eyleme dönüşmesini şiddetle istemekte, sadece niyet olarak kalan kötü düşüncelerden her bir müminin kurtulmasını arzulamakta ve bu sayede öyle bir toplumun oluşmasını istemektedir ki, niyetlerinde Allah’la baş başa (kalplerinden geçen her şeyin Allah’a gizli olmadığının farkında olma), hayırlı-salih amellere istekli ve Allah’ın istemediği amellerden uzak duran mümin insanlardan oluşmuş bir toplum. Elbette, böylesi niyet/amel–mükafat ölçüsü ve bu ölçünün ilham verdiği salih bir toplum sadece İslam’a özgüdür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.birsite.org/?feed=rss2&amp;p=352</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>

